Konfederasyonumuz 2020 Bütçesini Tandoğan'da Protesto Etti

KONFEDERASYONUMUZ 2020 BÜTÇESİNİ TANDOĞAN'DA PROTESTO ETTİ!

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu ve bağlı sendikalarımızla; yoksulluğa, işsizliğe, enflasyona, zamlara karşı ekmeğimize ve emeğimize sahip çıkmak amacıyla açlığın ve yoksulluğun bütçesini protesto ettik.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu üyeleri, “Açlık ve Yoksulluk Bütçesine Dur Demek İçin” Tandoğan Meydanında onlarca kamu emekçisini buluşturdu.

Sabahın erken saatlerinde, Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş’in öncülüğünde, bağlı sendikalarımız ve üyeleriyle birlikte Gençlik Caddesi üzerindeki Ömer Seyfettin Sokakta toplanarak miting alanına yürüdü.

Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Mehmet Balık, MYK üyeleri Mücahit Dede, Ali Taştan, Hasan Kütük, Levent Akça, Mehmet Yeşildağ, Doğal Altun, Eğitim-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, Tüm Yerel-Sen Genel Başkanı Dr. Hakan Kıran, Genel Sağlık-İş Genel Başkanı Zekiye Bacaksız, Orman-İş Genel Başkanı Şükrü Durmuş, Ulaşım-İş Genel Başkanı Cihad Koray, Büro-İş Genel Sekreteri İlhan Tan, Tapu Çevre Yol-İş Genel Mali Sekreteri Mustafa Kayhan Kaya ve bağlı sendikaların şubeleri kortejdeki yerini aldılar.

Ayrıca İyi Parti Milletvekilleri Tuba Vural Çokal, Fahrettin Yokuş, CHP Eğitimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yılıdırım Kaya, CHP Milletvekilleri Ömer Fethi Gürer, Ahmet Ünal, Murat Emir,  Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Hüseyin Emre Altınışık, Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, Şiddetsiz Toplum Derneği Temsilcisi Ferda Hekimci, CHP Ankara İl Yöneticileri ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri destek verdiler.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mehmet Balık, 2020 bütçesinin Türkiye'nin en büyük bütçesi olmasına karşın yurttaşlarda karşılığı olmadığını, bütçenin işçilere, kamu emekçilerine, çiftçilere, esnafa, öğrencilere, emeklilere ve EYT'lilere kaynak ayırmaktan uzak olduğu için meydanlara inme kararı aldıklarını dikkat çekti.

 Genel Başkanımızın konuşmasının tamamı şu şekilde:

“Ülkemizde çalışma yaşamını, yurttaşların mutfaklarına girecek gıdaları, asgari ücretliler ile kamu emekçilerinin maaşlarını, ailelerin temel tüketim malları ile doğalgaz ve elektrik gibi pek çok hizmeti etkileyecek 2020 bütçesi, yoksuldan toplanıp zengine dağıtılan bir anlayışla hazırlanmıştır.

2020 bütçesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük bütçesi olmasına rağmen yurttaşlarda karşılığı yoktur. Bütçe; işçilere, kamu emekçilerine, çiftçilere, esnafa, öğrencilere, emeklilere, EYT’lilere kaynak ayırmaktan çok uzaktır.

AKP iktidarının; bütçesi işsizliği büyütmekte açlığı ve yoksulluğu artırmaktadır. Konfederasyonumuzun yaptığı ekim ayı açlık sınırı 2 bin 625 liradır, kasım ayı halkın enflasyonu yüzde 38,9’dur. TÜİK’in ağustos dönemi işsizlik oranı % 14, işsizlik rakamı 4 milyon 650 bindir.

Ülkemiz gerçeklerinden uzak olan 2019 yılı maaşları; en düşük memur maaşı 3 bin 505 lira, en düşük memur emekli aylığı 2 bin 437 lira, asgari ücret 2 bin 20 lira, en düşük işçi emekli aylığı ise 2008'den önce emekli olanlar için 1.916 lira, sonra olanlar için 1000 lira şeklindedir.

Milyonlarca yurttaş yaşam gereksinimlerini karşılamakta  zorlanmaktadır. Tüm çalışanların maaşları sürekli enflasyon karşısında erimekte ve maaşların büyük bölümü doğalgaza, elektriğe, suya,  gıdaya, eğitime, sağlığa ve barınma gibi zorunlu ihtiyaçlara ayrılmaktadır.

Kamu emekçilerine %3-4, kamu işçilerine %4-8 oranında ücret artışı ve asgari ücretlilere de açlık koşulları reva gören AKP iktidarı, 2020’de de; açlığın ve yoksulluğun bütçesini yapmıştır.

Bugün açık bir şekilde görülmektedir ki ülkemiz işsiz, mutsuz, kaygılı ve gelecekten umutsuz insanlar ülkesi haline getirilmiştir.

Yurttaşların gündemi art arda gelen zamlar, büyüyen vergiler, küçülen maaşlar, işsizlik, yoksulluk, enflasyon ve hayat pahalılığıdır. AKP iktidarı ise ekonomik krizin yükünü 2020 yılı bütçesiyle yurttaşlarını sırtına yüklemektedir.

Bu koşullarda yaşam mücadelesi veren yurttaşlar, 2020 bütçesine DUR demektedir.

Sonuç olarak, krizi derinleştiren, ekonomik-mali açmazları büyüten, uzun vadeli kalkınma planlamayan, kamucu politikaları terk eden, istihdamı, işsizliği öncelemeyen, sağlam ve sürdürülebilir kamu hizmeti olmayan 2020 bütçesinin karşısında yer alıyoruz. Bu bütçe halkın değildir, AKP iktidarının ve yandaş şirketlerindir.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak; 2020 bütçesinin emekçiden yana olmadığını belirtiyoruz ve hazırlanan bütçeyi kabul etmiyoruz:

Kalıcı ve kronikleşmiş enflasyon ve işsizlik sorununu çözmemektedir, 

Ekonomik-mali açmazları artırmaktadır,

Yurttaşların açlık-yoksulluk sorunlarına umut olamamaktadır,

Bütçenin hedefleri ciddi ve gerçekçi değildir, ülkenin kalkınması yurttaşların sırtına yüklenen vergilerle gerçekleşemez,

Emekçilerin mutfağını daraltan sermayenin karını artıran planlamadan oluşmaktadır,

 Kamunun ve ekonominin dış borcunu artırmaya yöneliktir,

Emekliyi ve EYT’lilerin sorunlarını görmezden gelmektedir,

Çarşı pazar fiyatlarını artırmaya yöneliktir,

İşçilerin ve kamu emekçilerin vergisini artırmaktadır.”

2019 TİS Basın Açıklamamız

BASIN AÇIKLAMAMIZ:

YİNE AYNI NAKARATLAR İLE BİR TİS SÜRECİNİ DAHA GERİDE BIRAKTIK

Bilindiği üzere 1 Ağustos'ta başlayan toplu sözleşme görüşmeleri masada yer alan tarafların uyuşmazlığı sebebiyle son karar Yüksek Hakem Kuruluna bırakıldı. Bir başka deyişle masada oturan 3 Konfederasyon üzerlerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmemiş, işveren heyetinin ilk gün başlattığı ve pazarlığın son günü olan  20 Ağustosa kadar sürdürdüğü oyalama taktiğini görmezden gelmiş topu Yüksek Hakem Kuruluna atarak sorumluluktan kaçmışlardır. Evet, kamu çalışanlarının 2020-2021 yılları arası mali ve sosyal hakları ile ilgili kararı  6 üyesi kamu otoritesi tarafından atanan 11 üyeden oluşan YHK verecektir. YHK’dan beklentilerimizi asgari ölçülerde dahi karar çıkacağını düşünmüyor ihtimal dahi vermiyorduk. YHK’nın iyileştirme oranlarını  açıklanması sonrası  üzülerek yanılmadığımızı gördük. 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR;

Önümüzdeki süreçte kamu çalışanları arasında “sendikalara gerek var mı?” sorusu daha sık sorulmaya başlanacaktır. Çünkü her geçen sendikalar inandırıcılıklarını ve kendilerine duyulan güveni yitiriyorlar. Umarım taleplerinin karşılanmadığı için TİS'i imzalamayan Ali YALÇIN, diğer sendikaların kara propagandasından kaçmak ve üye kaybı yaşamamak için kapalı kapılar ardında işveren heyeti ile "biz kabul etmeyelim siz istediğiniz rakamları YHK’dan geçirin" şeklinde bir pazarlık yapmamıştır.

1960 ve 1970’lerde çalışma hayatının en önemli kurumlarından olan sendikalar işçinin güvencesiydi. Ancak günümüzde ya hükümetin emrinde, yada bir üst aklın işareti yönünde hareket eden kurumlara dönüştü. İradesini ipotek altına vermiş sendika başkanlarıyla hak aramanın çok uzağında kaldılar. TİS masasında yetkili veya yetkisiz olarak oturan sendikalar bırakın siyasiler üzerinde baskı kurmasını, onların işareti yönünde hareket eden kurumlara dönüştüler. Sendika üyeliğini adeta milli ve manevi bir davaya dönüştürüp hak istemeyi arsızlık hatta nankörlük olarak gösteren sendikacılar yıllardır milli ve manevi kutsallarımızı öne çıkararak egemen tarafla sürdürdükleri işbirlikçi yanlarını ustaca gizlemeyi başardılar.

İnanç ve ideoloji ile adeta hipnotize ettikleri kitleleri tebaa veya ümmet haline dönüştürdüler. Sonunda oluşan yüksek aidiyet duygusu ile işçiler, kendilerini üyesi oldukları sendikaların değişmez mensubu olarak görmeye başladılar. İşte bu mensubiyet duygusu bireysel özgürlüğü ortadan kaldırdı. Emeğinin karşılığını değil lütfedenin verdiğine razı bir işçi-memur kitlesi yarattı. Ülkenin iş ve ücret güvencesi, çalışma şartları, mali ve sosyal haklar yönünden en şanslı kesimini oluşturduğumuz için üye olmada sendika tercihlerimizi ilkeli bir şekilde yapmaya özen göstermiyoruz. Sonuçta bu TİS süreci de, ne bu sendika kanunu, ne bu sendikacılarla, ne de hipnotize edilmiş kitleler ile arzu edilen sendikal mücadelenin verilmeyeceğini bizlere bir kez daha göstermiştir. Sendikal sistem ve bu sistemin aktörleri değişmedikçe kamu çalışanlarının demokratik, mali ve sosyal hakları sürekli geriye gidecektir.

 Neden sözde Toplu İş Sözleşmesi diyoruz;

Demokrasinin en üst seviyede işlediği ülkelerde Toplu İş Sözleşme masası; “o ülkenin uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış hakların asgari sınır olarak kabul edildiği ve temel çalışma yasasının üzerinde tutulduğu,  ülkenin demokratik ve ekonomik gelişmişlik düzeyine göre daha fazla hakkın pazarlık konusu edilmesi için kurulur" Bizim toplu sözleşme masası ise; kamu çalışanların çalışma koşulları, sosyal güvenlikleri, demokratik talepleri gibi birçok  mevzuat değişikliği arz eden konular toplu sözleşmenin kapsamı dışında tutulmuş, sistem değişikliklerine izin verilmemiştir. Toplu sözleşmelerin uygulama alanının kamu otoriteleri tarafından tek taraflı olarak sınırlanmıştır. Örneğin; Çalışma hayatımızın kuralları ve mali haklarımız ile ilgili iyileştirmeler için 657 sayılı DMK ve Bütçe Kanunu ile TBMM’nin sorumluluğundadır. Yine 399 sayılı KHK’ye göre çalışan sözleşmeli personelin sözleşme ücret ve diğer bazı mali haklarının Cumhurbaşkanınca belirleneceğini hükme bağlamıştır. Sonuç itibari ile Toplu Sözleşmenin tarafları TBMM ve Cumhurbaşkanı iradesi üzerinde işlem yapamazlar. Yasa hükmünde sayılması gereken toplu sözleşme ile mevcut yasa hükümlerinin ya da yasama ve yürütme organının kararlarının çelişmesi durumunda toplu sözleşme hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

TİS masasında görüşülen talepler; "mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınarak" kamu görevlilerine uygulanacak,  ücretler, her türlü zam ve tazminatlar, ek ödeme, toplu sözleşme ikramiyesi, fazla çalışma ücreti, harcırah, ikramiye, doğum, ölüm ve aile yardımı ödenekleri, cenaze giderleri, yiyecek ve giyecek yardımları ve diğer mali ve sosyal haklar” ile sınırlandırılmıştır. İşte bunlardan dolayı sözde; Toplu İş Sözleşmesi diyoruz. 

Değerli arkadaşlar sendikalar her geçen gün çalışanların nazarında güven ve itibar kaybeden kurumlara dönüşse de bu durum bizde yılgınlık ve bıkkınlık yaratmayacak, asla sendikadan ve üye olma hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Sendika tercihlerimizdeki  kriterleri gözden geçirmeli, doğru yerde doğru insanlarla bir araya gelmeliyiz. Özellikle bir siyasi parti ile çok yakın ilişkisi ve bağı olan sendikalardan uzak durulmalıdır. Çünkü siyasi partiler kamu çalışanlarının işvereni konumundadır. İşverene yakın sendikalara ise sarı sendika denir. 

Kamu Çalışanları önlerini  kapatan 3’lü bloğun arkasına bir bakabilse arzu ettikleri sendikal duruşu ortaya koyacak sendikaları ve sendikacıları göreceklerdir. Ulaşım-İş Sendikası kendine edindiği misyon ve vizyonu yerine getirecek bilgi, beceri ve tecrübeye sahip kadroları ile bu mücadele içinde sizlerin desteği ile  her geçen gün biraz daha omurgalı ve nitelikli şekilde güçlenmekte ortaya koyduğu sendikal duruş ile diğer sendikalara örnek olarak gösterilmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyururuz.


                                                                                                                            Cihad KORAY

                                                                                                                            Genel Başkan

Nerdeyiz?

Bültenimize Abone Ol

Sosyal Medyamız

İletişim